Edebiyat
17 dakikalık okuma

Benlik

"İnsan kendisinin ne olduğuyla asla uğraşmaz. Fakat aynı anda insan, hem başkalarına, hem de kendisine güzel görünmek ister. Bu nedenle insan kendisini de kendisinden gizler. Yine aynı nedenle her insan hem kendine, hem de başkalarına rol yapar. Sıradan bir insan başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğüyle ilgilendiğinin yarısı kadar kendisinin ne olduğuyla ilgilenmez"Arthur Schopenhauer'dan alıntıladığım bu paragraf yazımızın konusu olacak...

İsmini yazana kadar canımın çıktığı doğru. Artur Şopenhaur yazmak daha kolayıma gelse de yazının ciddiyeti açısından böyle olmasını daha uygun gördüm. Ne kadar olmaması için elimden geleni yapsam da bir şekilde o soğukluk aramıza girmeyi başardı. Şu içimdeki zımbırtılarla mücadele edeyim derken sana layık olduğun zamanı ayıramadım bir türlü. Birkaç güne eskisinden de samimi bir şekilde devam edeceğimize inanıyorum. Sevgiler...

Ha bu arada her yazının başında şu muhabbeti yapmasam olmuyor..."Ben kimim?" sorusunu yöneltmeden önce halletmemiz gereken bazı mevzular olduğunun sen de farkındasındır. Şopenhaur abimizin de ifade ettiği gibi, gerçek kimliğimizden ziyade maskelerimiz üzerinde yoğunlaşıyoruz.

Bu arada aklıma gelmişken yazmadan edemedim. Yazının evrimsel sürecinin daha en başında iken ilke edindiğim bazı mevzuları artık tedavülden kaldırma zamanımız geldi. En azından yazıları dönüp bir kere daha gözden geçiriyorum. Daha anlaşılır olması için çabalıyorum ve zihnimdeki resimleri realist bir akımı kullanmayı tercih ederek ifade ediyorum. Bunlar galiba evrimsel sürecin basamaklarının sonucu. Sana baştan itibaren yana yana okuman konusunda ısrar etmemin sebebi de bu zaten dost.

Ben söylemeden fark etmeni istiyorum. Sahiplenmemiz gerekiyor ki olay edebiyattan çıkıp tekamül süreci haline gelebilsin. Amacım bir şeylerin ispatinden çok idraki. Ulaşmak istediğim nokta beraberken de görebileceğimiz o farkındalık anı. Görmekten çok yaşamak istediğimiz bir durum olmalı. O yüzden sürecin yüzeyindeki satırları duru bir zihin ile temizleyip ardındaki dünyaya ulaşmamız gerekiyor. Satırları çöpe atıp ardındaki güzelliği görmeliyiz.

Satırlar sayfaları kirleten lekelerden başka bir şey değil dost... Bu bahsettiğimiz "ben" öznesini bağlayabileceğimiz somut bir gerçek bulamadıktan sonra, verilen cevaplar boş laflardan öteye geçemeyecek. Yönelttiğimiz soru insanlara gösterdiğimiz kimlikte takılıp kalınca bu yaptığımız şeyin bir faydasını da görmemiz zor olacaktır. O yüzden başta da açıklamaya çalıştığım gibi, kavramlardan belki de en temel olanı ve zihnimizde, tüketilmiş anlamı ile duran "benlik" kavramını değerlendirme ihtiyacı duydum.

Şu an yaşıyor olduğumuz toplumda, olan ve olunmak istenen arasındaki uçurumun boyutunu görebiliyorsundur. Bu senin açından, bir başkasına bakarken çok silik bir ayırım olsa da, bakışlarını yönelttiğin o insan için gerçekten aşılması zor bir uçurum halinde. Bunlara sonra dönmek üzere burada sana emanet ederek biraz benlik kavramını açıklamak ve sonra yapmak istediğim tespitleri yapmak istiyorum.

Benliğin, içe dönük olarak öznel ve dışa yansıttığı nesnel yönlerinin olduğunu düşünmek gerçekten çok yüzeysel olacaktır. Tabi bunlardan önce benliğin ne anlama geldiğini söylemek gerekiyordu üzgünüm. Benlik, eğer özneyi insan olarak belirlersek, özneyi diğerlerinden ayırt edecek şeydir. Bunu bedenimizi ve görünen kimliğimizi yöneten bir iç otorite olarak yorumlarsak sanıyorum hata etmiş olmayız.

Benlik, üzerinde ölçümler yapabileceğimiz bir yaratık olmadığından, onu ancak yorumlayarak anlamamız mümkün olabiliyor. Bunu yorumlamak için de benliği parçalara ayırarak, etki faktörleri üzerinden sınıflandırmak zorunda kalıyoruz. Şimdi seninle ayrılmış birkaç parçayı incelemek istiyorum. Çünkü ileride derinlere indiğimizde, aslında ne kadar manipülasyona maruz kaldığını bilmen gerekecek.

Öncelikle benlik ve kimlik arasındaki farkı açıklamak istiyorum. Ondan sonra birkaç soru sorarak, o sorulara cevaplar vermek niyetindeyim.

Şu sürekli cebimizde duran ve bizim bir yere ait olduğumuzu gösteren vesikadan bir farkı yok kimlik mevhumunun. Birini devlete karşı sunarken, diğerini de topluma karşı sunuyoruz. Topluma karşı sunduğumuz kimliğimiz, bizim orada bir yer edinme çabamızın unutulmuş bir sonucu gözümde. Tıpkı çeşitli meslek grubundaki insanların o gruplara ait olduklarını ispat etmek için, kendilerini o ruh halinde olmaya zorlamaları, onlar gibi giyinmeleri ve davranmaları gibi bir durum bu. Yani aslında defalarca ifade ettiğim maske olayını masumane bir şekilde ifade etmek istersek kimlikten bahsetmiş olacağız. Topluma karşı biçimlendirdiğimiz ve ancak bulunduğu yere çok yakıştığını düşünürsek orgazma ulaşan o kimliklerle zaman kaybetmeyerek diğer durumlara geçmek istiyorum...

Benlik durumu ise resmen içimizde olan o otorite işte güzel insan. Bu arada sık kullanılan bir tabir daha var onu da açıklayalım unutmadan. Kişilik... Bu da kısaca, kişinin belirgin duygu ve davranışlarını kategorize edip incelememize yarayan bir kelime. Kişilik ile benlik gözümde gerçekten farklı şeyler olduğundan bu görünmez sandığımız ayırımı göz önünde bulundurarak devam edelim.

Umarım kulağın bendedir çünkü bu kavramları açıkladıktan sonra 2. perdeden hardcore bir giriş yapacağım. Eğer ayırımları özümseyemezsek, ileride anlatacaklarımı " e tamam işte hepsi aslında benim" standardından öteye geçiremeyeceğiz. Daha net olması açısından bu kavramları halka halka bir birlerinin içerisinde olarak düşünebiliriz. En dış halkayı kimlik oluştururken, yani maskelerimiz... Onun içinde ise "benlik" kavramı durmaktadır. Normalde ve mantıklı olarak içte olanın dışarıyı manipüle etmesini beklerken, bu yüzyılda kimlikler ile benliğimizi inşa ediyoruz dost. Bu durum sonucunda da ortaya "ben kimim?" sorusunu sorduğu zaman cevap alamayan insanlar çıkıyor.

Dış halka için, yani sunulan parçamızı ifade ederken, temel olarak bireyci ve toplumcu kimlik olarak ayırıma gittiğimizi varsayalım. Toplum için, yani kısaca çevremizin hoşuna gitsin diye yaptığımız şeyler toplumcu kimliğin bir sonucu olarak en dış halkamızı ifade ediyor. Bu durumun benliğimizle çatıştığı noktalarda yine kimliğimizi gerçek ve doğru kabul ederek seçtiğimiz için dış halkamızın iç halka üzerindeki tesiri de doğrudan artmış oluyor. Ne kadar toplumcular aynı kimlikleri kuşanarak sokaklara dökülmüş olsalar da hala onları birbirinden ayırt etmemizi sağlayan bir şeylerin varlığı inkar edilemez bir gerçek. İşte bu benlik sonucu ulaşabileceğimiz bir ayırım. Bireyci kimliği açıkladıktan sonra asıl mevzumuza döneceğiz.

Bireyci kimlikte ise, iç halkanın dış halka üzerindeki etkisi daha fazla olduğu için bir şekilde özerk bir hal almış, fakat yine de toplumun üzerindeki tesirlerinden tam olarak kurtulamamış bir kimlik mevcuttur. Bu durumda toplum için var olan kimliği, belki sana göre daha bencil olan bireyci kimliğe tercih eden öznemiz, "ben" olgusunu toplumdan üstte tutmayı tercih etmiş olur.

Buraya kadar kabuklarına bakarak sınıflandırdığımız öznelerimizin günlük hayatta bir şekilde farkında olsak da aslında gerçekten bilemediğimiz ayırımlarını gördük. Dış halka, gerçekten varlığımızın insanlar gözündeki bilinirliğini sağlayan önemli bir faktör olmasına rağmen şu mevzuda yalnızca bir ayrıntı güzel insan. Bizim için önemli olan halka, en içteki benlik diye tabir edilen halka olmalı. Çünkü yazılarda döne döne onun sonuçlarından, debelenmelerinden, acılarından ve sevinçlerinden, daha yazamadığım nice davranışlarından bahsediyorum.

O yüzden bunların yerine oturması benim gözümde gerçekten çok şey ifade ediyor. Öz farkındalığımızın artması için nereye baktığımızı sistematik bir biçimde görmemiz gerekiyor. Yoksa Allah ne verdiyse bakarak bir yere varamayacağız.   Aslında maskelerden kastımın, psikolojide tanımlanan "benlik kurgusu" ile bir şekilde bağlantılı olduğunu fark etmişsindir. Öznemizin kendine dair algısını, kendisiyle ilgili farkındalığını sosyal etkileşimler sonucu oluşturduğu o kurgu benliğin başımıza ne belalar açtığını biliyorsun.

Asıl benlik ile çatışan kurgu benlik sonucunda ortaya çıkan garipliklerden de sana uzun uzun bahsettiğim için şimdi devam edeceğim. Bazen araya girerek birkaç kelam etmem umarım seni rahatsız etmiyordur güzel insan. Buraya kadar güzel geldiğimize inanıyorum. Öncelikle kimlik, kişilik ve benlik kavramlarını ayırmamın sebebinin benliğin içimizde ve bir şekilde diğerlerine göre çok daha saf bir şekilde var olmasından dolayı dost.

Benlik bana bilincin yönetimini ve açığa çıkmasını sağlayan bir otorite gibi gelmiştir. Yalnızca bu otoritenin diğerlerinde daha çok bize ait olduğunu ve tüketilmemiş olduğunu, kirletmenin daha zor olduğu iç katmanlarda olduğunu söylemeye çalışıyorum. O yüzden benliği varlığımızın sebebi olarak diğerlerinden ayrı tutarak inceleyeceğiz. Misalen ayna benlik adı altında,  bireylerin benlik görüşlerinin başkalarının kendilerini nasıl gördüğü algısı yoluyla etkilendiği sürecinin inceleniyor oluşunu biz dış katmanda kimlik olarak tabir ettiğimiz olaya dahil ediyoruz.

Maskelerin bir başkalarına özenilerek takılması ve sonrasında öznelerimizin cadılar bayramı sempatikliğinde görünüyor olması gibi düşünelim dost...

"Başkalarının gözünde neysem, oyum!" düşüncesi ile süren kimlik ve benlik çatışması içerisindeki terimleri herhalde az çok ayırt edebilecek hale geldik. İç dünyamızın kabuğu ve özü hakkında da bir fikir sahibi olduk sanıyorum.

Hazır sırası gelmişken, müsadenle birkaç şey daha anlatarak devam edeyim güzel insan. Şu bir yerlerde mutlaka duyduğun "id, ego, süperego" kavramlarını bu gözle incelediğin zaman çeşitli tutarsızlıklar görebilirsin. Bunun benim gözümden aslında bir tutarsızlık anlamına gelmediğini anlatmak için birkaç kelam daha etmek istiyorum. Freud abimizin bir zamanlar bilincin oluşumunu açıklamak için kullandığı faktörlerdir bunlar dost.

Benim bakışımda yeteri kadar işlenmemiş olsalar da mantıklı, hatta çok mantıklı gelen yönleri yok değil. O yüzden bir bakalım şu ayırıma ha, ne dersin? Kendisini yalnızca ihtiyaçlara göre ayarlayan, eleştiri kabul etmeyen, güdüsel ve durdurulamayan yanımız olan "id"in bizim yüzeysel olarak ilken yanımız olduğunu söyleyebiliriz. Bunun idaresini üstlenen ve yine benim benlik tasavvurumdaki gibi olmayan egonun ise de otoritemiz olduğunu...

Freud'a göre idin dizginlenmesi ile uğraşan egonun, idden daralması sonucu ilk eleştirel faaliyeti göstermesi sebebiyle, bu iki arasındaki mücadeleyi idare etmek için de süperego ortaya çıkar. Bilincin ifadesi için kullanılan bu kavramlardan olan süperegonun, kural ve yasaklara göre kendini geliştirebilen, daha vicdani ve diğerlerinin ergen tavırlarına rağmen beklenmedik bir olgunluk gösterebilen yapısı onu diğerlerinden üstün tutmaz.

Bunlar Freud'un bilinci evrimsel olarak şematize etmiş olmasının yüzeysel sonuçlarıdır. En azından bu ayırıma göre, başta açıkladığımız kavramların başka zihinler üzerinde nasıl ayrıldığını görmemiz bir parça mümkün olabilir diye düşündüm. Konumuz bilinç olunca temas etmemek vicdansızlık olurdu. Ayırımın psikolojinin babalarından birinin zihnindeki hali ile nasıl göründüğünü bildik en azından değil mi? Bizim mevzumuz daha derinlerde kıvrımlanan bir bilince ait olduğu için bu kadarı yeterli olacaktır...

Şimdi gelelim sorulara...

Bu benlik denilen mevhum doğuştan ve değişmez bir cevher olarak mı durur içimizde dost? Biz maskeleyerek bu benlik olgusunu karanlığa mı zincirliyoruz? Maskelerden soyarsak açığa çıkar mı en saf hali güzel insan? İçimizdeki varlık sebebini ondan yola çıkarak bulabilir miyiz? Ördeğin suya meyli gibi, öznelerimizin hayatı boyunca içten meylettikleri şeyler benlikten mi kaynaklanır yoksa kimlikten mi?

Az çok ne demek istediğimi anladığın için devam etmekte bir sakınca görmüyorum. Düşünce biçimimi daha net görebil diye soruyorum bu soruları. Verdiğimiz cevaplar mutlaka değişiklik gösterecektir. Burada cevaplardan çok sorulara ihtiyacımız var. Cevaplar hepimize göre farklılık gösterse de sorular, doğru sorular bize gerçekten fayda sağlayacaktır. O yüzden benliğine küçük bir bakış at ki devam edebilelim. Sen göz temasını ayırma benliğinle.

Onu takibe al yazı boyunca. İnan bana bunu yapabilirsin. Artık az çok ne olduğunu da biliyorsun. "Sen" diye seslendiğim şey şu içinde bir türlü bulamadığın benliğindi dost...Ben benliğin kimliklerden ziyade her insanın var oluş amacını yansıttığını ve manipülasyona kapalı bir ayırt edici unsur olduğuna inanıyorum. Senin için kara kutu olsa da ben bir süredir deşmeye çalışıyorum ciğerini o zalimin. Görebildiğim bazı şeyleri anlattım sana önceki yazılarımda.

Bunun samimi olması ve zihnimden çıkana kadar saflığını kirletmemek için de elimden geleni yaptım.

Kendimi katmanlara ayırdığım zaman gördüğüm şey başta beni gerçekten huzursuz etmişti. Ondan sonra bu huzursuzluk kendime karşı tahammül edemeyecek hale geldiğim zaman bir değişimin işaretini verdi. Burada kendimden kastım o zamanlar kendimi kimliğimden ibaret sanıyor olmamdan kaynaklanan bir hata idi. Bir süre değirmenlere karşı anlamsız bir mücadele verdikten sonra gerçekten düşünmeyi akıl ettim ve incelemeye koyuldum. Toplum içinde farklı, kendimle baş başayken farklı, ailemin yanında farklı, manitanın yanında farklı... Uzar giderdi bu değişen varlığım. O zamanlar bunun değişen yapım, benliğim, kişiliğim olduğunu düşünüyor ve kahroluyordum. En azından kendim için bile bir istikrar sağlayamamışken nasıl olacaktı da değiştirmek istediklerim için gerçekten samimi olabilecektim?

Bunun topluma sunduğum ve onları tatmin etmek, daha çok tatmin etmek ve orgazm seviyesine taşımak için oluşturulmuş bir kimlik sonucu meydana geldiğini anladığım zaman bu beni daha da kızdırdı. İşler karmaşıklaştıkça ben de kendimden nefret eder hale geldim. Dışarıdan bakıldığı zaman belki görülmeyecek o farklılıklar benim içimde devlere dönüşüyor ve sinir bozucu bir halde beni sürekli tahrik ediyorlardı. En sonunda, yine bir hata sonucu bunları eğer bir birine yaklaştırırsam, yani aradaki farkı en aza indirebilirsem kendime olan saygımı yeniden kazanabilirim diye düşünmeye başladım. Tabi sonucu sen tahmin edemeyeceksin ama ben söyleyeyim. Buhran, yenilgi, saçmalıklarla geçen bir süreç...

Bu kimliği benlik sanmam ve arasında debelendiğim süreç boyunca binlerce hata, binlerce saçmalık ve binlerce gereksiz çelişki ile yaşamak zorunda kaldığım için yalnızlığa ihtiyacım olduğuna karar verdim. Yanlış bir başlangıç yapmış olsam da aldığım sonuç beni biraz rahatlattı güzel insan. Kendimle baş başa kaldığım zaman kimliklerin benliğimin üzerindeki manipülasyonu azaldı ve orada bir şey olduğunu fark ettim. Bu önceden kendimi tanıdığım zamanlarda gördüğüm şeyden çok farklıydı. Bu saf bir şeye benziyordu. Oluşturulmuş bir şeyden ziyade, orada hep var olmuş ve kendisini gizlemeyi bir şekilde başarmış benliğimle ilk defa o zaman tanıştım. Tabi şu an böyle pıtır pıtır açıkladığıma bakma o zaman onun ne olduğunu bile bilmiyordum. Toplum içerisindeyken kimliğimi tercih edip onu sürekli red ediyordum. Aslında kendime değil, kendimde gördüğüm toplum izlerine kızıyordum dost.

Bir süre de bu ikisi arasında ikisinin de ne olduğundan emin olmayarak devam etmek zorunda kaldım. Ya o farkına yeni vardığım öz, saf cevheri inkar edip toplumun dayattığı ve sürekli onu bir noktaya taşımaya uğraştığım kimliği tercih edecektim ya da daha tanımadığım ve toplumun hiçbir zaman kabul görmeyecek özümü. Bu durumda şartlar ve saçma zihnim nedeni ile o sırada sadece ilginç olmasından dolayı benliğimi seçtim. Sonraki süreç gerçekten çok ağır geçti. Uzun süre benliğimi inkar edip kimlik ile yaşadığım için insanların bakışları bile bana benliğim için bir tehdit unsuruymuş gibi geliyordu. Bu sürecimin dışarıdan bakan insanların gözündeki anlamı ise bana gerçekten yaptığım şeye bir ihanet...

Bak güzel kardeşim sana birazından bahsedeyim. Üzerimdeki dünyevi sorumluluklar sonucunda insanlarla temas etmem mutlak ölçüde kaçınılmaz. O yüzden bir şekilde giriyor olduğum ortamlarda... Fikriiiiiğğğğğ!

-Ağbiğ!

+Kurtar beni Fikriğ!

-Ne diyeyim ağabey yardırmış gidiyorsun.

+Her zaman nasıl yapıyorsan şimdi de öyle yap Fikri...

-..

+Lan utanma insanlardan. Sen artık meşrusun bu yazılarda. Senin de konuşmaya hakkın var...

-Ağabey gaza gelip anlatacağım deme o zaman. Ben nasıl kurtarayım şimdi seni...

+Kurtar beni Fikriiğ!

-Neyse o zaman şu başta alıntıladığın paragrafı kopi pest yap buraya oradan devam et...

+Sağ ol Fikrriiiiiğğ!  "İnsan kendisinin ne olduğuyla asla uğraşmaz. Fakat aynı anda insan, hem başkalarına, hem de kendisine güzel görünmek ister. Bu nedenle insan kendisini de kendisinden gizler. Yine aynı nedenle her insan hem kendine, hem de başkalarına rol yapar. Sıradan bir insan başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğüyle ilgilendiğinin yarısı kadar kendisinin ne olduğuyla ilgilenmez"

Yazının başında yazdığım bu paragrafta, Şopenhaur abimizin tespitindeki gibi bir insan iken bunu değiştirmeye zorladım ve bu kutsal çaba uğrunda epeyi yalnız kalmam sonucunda yeni yeni şeyler keşfettim. Kendimi ağır kısıtlamalara tabi tutarak ve insanların o saçma bakışlarını görmezden gelerek küçük de olsa bir özgürlük alanı bulabilince benliğimin var olabilmesi için, sen de var oldun... Mıy mıy mıy.

-Olmadı ağabey...

+Kendimi ağır kısıtlamalara tabi tutarak ve insanların o saçma bakışlarını görmezden gelerek küçük de olsa bir özgürlük alanı bulabilince benliğimin var olabilmesi için... Siktir yine tutukluk yapmaya başladım Fikriiiğ!-Ne istiyorsan söyle o zaman ağabey ne diyeyim...

Bak güzel kardeşim yine dayanamadım. Gel de sana birazından bahsedeyim. Üzerimdeki dünyevi sorumluluklar sonucunda insanlarla temas etmem mutlak ölçüde kaçınılmaz. O yüzden bir şekilde giriyor olduğum ortamlarda beni ağır bir şekilde tahrik eden, saçma kimlikleri yüzünden sürekli aptal durumuna düşen emekleme dönemindeki saf cevherimi korumak için kıçımı yırtmam gerekti. Hem "ben kimim" sorusunu sorup hem de o denyo ve gerçekten biraz olsun özenilmemiş, saçma, bok kokan, aşağılık, outlet, orrrrrrooossssss..

neyse işte o sıfatlara ve daha nicesine tekabül eden kimlikleri ile mücadele etmek zorunda olduğum için epeyi sıkıntı çektim dost. O yüzden onlara karşı kullanabileceğim bir silah bulmam gerekiyordu. Bulduğum şeye ise maske dedim. Onlara maske ile gittiğim zaman her şey tahmin edemeyeceğin kadar güzel hale geliyordu. İçlerindeki farkında olmadıkları o güzellikleri görsem de zahirlerinde gizleyemedikleri saçmalıklarla diyalog kurarak yazılarımda paragraflarca hakaret ettiğim o varlıklar için daha pek çok sustuğum hakareti biriktirmiş oldum zihnimde.

Bundan sonra karşıma çıkan bir soru beni allak bullak etti... Onlara içlerindeki güzelliğe göre mi muamele edecektim yoksa kimliklerindeki orospu çocukluğuna göre mi? Buradan sonra bir ilk ihtimali, bir ikinci ihtimali uygulayarak bir süre daha yaşadım aralarında. İnan ikisi de huzursuz etti beni dost. Öyle böyle değil ama...

Ben de yalnızlığı onlara tercih ettim ve benliğimle aramdaki bağ böylece pekişmiş oldu. Benliğimle kurduğum dostluk sonucunda bilinç ve bilinç altı kapılarını sezmemle başlayan o süreç yer yer o şırfıntıların tahrikleri ile ertelense de bir şekilde devem etmeyi başardım. Ben bunlarla uğraşırken ağır bir depresyon geçirdiğimin farkında değildim tabi. Bir şekilde hayırlı oldu belki benim için dost. O anlamsız insanları çıkarıp da yerine depresyon koyacak kadar bıktırmışlardı beni. Başta "ulan ne yapıyorsun sen manyak" diye yer yer bu süreçten kaçsam da kaçınılmaz olduğunu fark ettiğim zaman teslim oldum...

-Ağabey bak hemen şımarıyorsun. Adam gibi anlatsana nasıl teslim olduğunu...

+Tamam lan! Depresyondan  elim kolum kırılınca, bu sürece direnç gösteremeyecek hale gelince teslim oldum... Mutlu musun Fikri?

-Bana neden sana düşmanmışım gibi davranıyorsun?

+Bak yine seyircilere oynamaya başladın...

-Ağbii:((Benliğin keşfinden sonra idrakine geçtiğim zaman artık bazı şeyler oturmuştu içimde. Bunu gerçekten iliklerime kadar hissediyordum dost. Benliğin top gibi oynadığı o şeyi fark ettiğim zaman ise işler iyice ilginçleşti. Biraz dikkat kesilip, "aaağ o neğ" diyerek elinden aldığım şeyin bilinç olduğunu ise her zamanki gibi çok geç fark ettim. Bunları böyle tek tek tecrübe ediyor oluşum, kelimelerin ezberlediğim anlamlarını sorgulamama neden oldu ki bunu sana zaten birçok defa anlattım.

O bilinci gözlerime takıp baktığım şeyler öncekilerden çok farklı görünüyordu. Bunun gerçek olup olmadığını anlamak ise imkansız gibi geliyordu dost. Depresyon beni iyice sallamaya başlayınca ayağım kaydı ve her şeyden vazgeçip biraz dinlenmeye karar verdim. Debelendim durdum, elimden ne geliyorsa yaptım ama olmadı. Üstesinden gelemedim bir türlü. Depresyon demek daha kolay olduğu için o terimi kullanıyorum ama aslında durum söylediğimden çok daha komplike ilerliyordu.

Neyse artık ondan da sonra bahsederim...

Son çare kitap okumaya karar verdiğim zaman gerçekten kötü bir durumdaydım. İlk kitabı elime aldığımda üzerimde bu kadar güzel bir etki bırakacağını gerçekten bilmiyordum. İkincisinde daha farklı ve üçüncüsünde çok daha farklı derken onlarca kitap okudum birkaç ayda. Kimi zaman gerçekten hissettiklerim konusunda yalnız olmadığımı bilmek iyi geliyor ve resmen doğal bir terapi oluyordu benim için. Ancak bazen gördüklerim karşısında dizlerim kırılıyordu dost.

Genel olarak bir sonuca varamamış ve sadece kendinden onlarca, hatta yüzlerce yıl sonrasına seslenmeyi başarmış, kendimce depresif olarak tanımladığım yazarların akıbeti bana kendimi gerçekten kötü hissettirmeye başladı. O sıralar bir ara buhranın dayanılmaz sonucu olarak bir kitap yazmaya karar verdim ve hemen uygulamaya geçirdim bu fikri. Çocuksu bir saflıkla, sırf tesir altında kalmamak için okumalara ara verdim ve yazdım da yazdım.

Öylece bir aydan fazla zamanı yazarak geçirdim. Karşımda duran eser beni gerçekten tatmin eder hale geldi. Henüz girişini bile bitirememişken sonucunu görebiliyordum. Çok uzatmak istemiyorum. Sonra bir baktım ki depresyonun üzerimdeki karanlığı yavaş yavaş yerini aydınlığa bırakmış. Ben ne yaptım biliyor musun? Hemen kalemi elimden bırakıp sokaklara düştüm. Ne yapmak istiyorsam yaptım. Ne kadar şu an pişman olsam da, o an açlığını çektiğim rahatlık ve bir miktar mutluluk için feda edilebilir duruyordu her şey.

Bu zalim piç kurusu gardımı indirmem için pusuda bekliyormuş dost. Bir süre gündelik sıkıntılarla sevgi pıtırcığı halinde baş etsem de, ondan sonra sosyal hayata aşırı derecede maruz kalmam sonucu birkaç problem yaşayıp ayağımı kaydırmayı başardım. Hiç beklemeden çullandı direk üzerime vicdansız köpek. Ben de zihnimde kodladığım kurtuluş metodu olarak kitap okumaya karar verdim yeniden. Bir iki gün kusa kusa okusam da ondan sonra pes ederek direnç göstermemeye karar verdim.

-Ağabey bak yine gaza geldin işte... Bütün hayat hikayeni anlatmayacaksın değil mi?

+Ama söyledklerimin oturması için bunlar gerekiyor Fikri.

-Gerekmiyor ağabey gerekmiyor. İlla birine bir şeyler anlatacaksan bana anlat, onlara değil.

+Kıskandın mı lan sen?

-Ne demek istediğimi biliyorsun..."İnsan kendisinin ne olduğuyla asla uğraşmaz. Fakat aynı anda insan, hem başkalarına, hem de kendisine güzel görünmek ister. Bu nedenle insan kendisini de kendisinden gizler. Yine aynı nedenle her insan hem kendine, hem de başkalarına rol yapar. Sıradan bir insan başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğüyle ilgilendiğinin yarısı kadar kendisinin ne olduğuyla ilgilenmez"

+Nasıl girdim bu sefer?   -Çok mantıklı bir hamle abi.Ne yazık ki çok az insan kendisinin aslında ne olduğu ile uğraşıyor. Amacım senin de onlardan olman. Biraz olsun acıya göğüs gerip uğraşman ve değiştirmen kendini. Güzelliğinin kabuğundan öteye geçmesi gerekiyor artık. Şeklin şemalinle, aynadaki halinle oynaşarak daha ne kadar zaman geçireceksin? Şekline verdiğin zamanı kendinden çalıyorsun dost! İçinin pisliğini pahalı kıyafetleri ile süslediği bedenini bir iki layk karşısında eriyerek millete peşkeş çekenlere benzeme ne olur... Rol yapma bana dost! Ne olur ilgilenme artık o piç kurularının hakkında ne düşündüğü ile. Kendinle ilgilenmek zorundasın dost. Bunu benim için değil kendin için yapmalısın...

-Bence güzel oldu ağabey. Farklı bir format, çok da güzel oldu. Güzel oldu yani abiğ.+Teşekkür ederim Fikri ama biliyorsun ki hala patlamasını yaşamadığım çok fazla şey var-Yapma ağabey. Uzatmakla hata yapıyorsun...+Sus ve dinle Fikri...Genizime çektiğim mukozal sıvıyı tükürmeyeceğim suratına. Seninle artık bir işim yok endişelenmen gereksiz. Sen uzaklaş şimdi dostum gelsin. Biraz strese sokmak istedim sadece :)

"Yalnızlık; bedenin değil, ruhun kimsesiz kalması ile başlar." Ne güzel demiş değil mi Montaigne? Benliğe ulaşabilmemiz için kimliğin sürekli dikte ettiği toplumsal doğruları(!) görmezden gelmek gerekiyor. Benliğe steril bir ortamda ulaşmak ve orada iletişim kurmak gerekiyor. Kapılar açıldıktan sonra bilmediğin bir yerde bazı şeylerin tespitini yapman hiç kolay olmayacak. O yüzden sen sen ol kendini güzelleştirmeden sorgulama hiçbir şeyi...

"At gözlüğü takmış sabit fikirli insanlardan uzak durmak, bazen en büyük kafa rahatlığıdır." Bunun üzerine çok bir şey söylemek doğru olmaz. At gaözlüğü ile bakan insanlardan uzak dur. Emin ol onların arasında yaşadığın rahatlık en büyük vazgeçiştir.

-A işte bu ne şimdi...

+Yavrucuğum ne demek istediğimi anladıklarından ancak böyle emin olabilirim...

-Olamazsın ağabey, dili değiştirsen de zihnindekileri değiştirme... "Yazan herkese sorulur. Neden yazıyorsun? Kolayca kabul gören yanıtlar şunlardır: Bu bir yaşam biçimi -varoluş biçimi- varoluş mücadelesi. Benim "ezberim" ise şöyle: Kendi sesimi duymak için."

-Bitir artık ağbi! Bitir, bitir!

+...

Punto: orta