Kendini gene başladığın yerde bulacaksın... Ne acı.
Gücünüz de,iktidarınızda,malınız da,mülkünüz de kurban olsun bir çocuğun açlıktan yaşaran gözlerine! Farelerin ağızlarından ekmek çalıyorken Dünya'nın bizden öteki yarısı;yaratıcıya inan yada inanma,masum bir çocuktan dökülen her bir yaş için,en azından uzandığın yatağında yahut yemek masasında,bir kez olsun için sızlamalı! Hayatın akıntısına kapıldığımı biliyorum bende herkes gibi... O kadar kuvvetli ki, tersine yüzüp onlarla ağlamak zor geliyor. O kadar kuvvetli ki, ne zaman tersine yüzmeye çalışsam kendimi yeniden sıcak yatağımda buluyorum. Çocuk bedenlerinde,bizim acı diye telaffuz ettiğimiz şeyleri umut eden can parçaları... Manüplasyonlarla vaftiz edilmiş zihinlerimiz var tabi bizim. Düşünmek,hissetmek,ağlamak,acımak,sevmek haram bize. Bakmak değil;görmek haram.
Saplanmış kurşun bir yerine, neresi olduğu önemli değil ki;saplanmış kurşun işte bir yerine. Annesinin birkaç şifalı ot bulması ve beynine bir kurşun yemeden geri dönmesini bekliyor. Dönmesi önemli, neresi olduğu önemli değil. Annesi bir kurşun yiyor beynine. Bir dakika! Amerikan Blend sigaralarla,onların bir kaç öğününü bir iki nefes üzüntü uğruna,tüketmeye gidiyorum... Bir on yaş daha tamamına ermeden,yitip gitti şimdi. Öbür yanda asırlık zulüm mimarları,jakuzilerinde düşünce halindeler. Bizler ise onların eserlerini ağzımız sulanarak bekleme halindeyiz...
Öyle bir düzen inşa edilmiş ki, -şu düşün sarsıntılarına hepsi o kadar dayanıklı ki- o kadar kuşatılmışız ki; hepimiz akıntıyla meşk olmuş bilinmedik bir yere sürüklenir olmuşuz...
Bir dakika! Bir can parçası daha anne diyemeden hiç oldu! Annesi de,yavrum dediği için... Erdem olarak gösterilen, umut ettiğimiz, hayallerimiz var değil mi? Geçin bunları bizim yalnızca daha çok paraya ihtiyacımız varmış! Yaşadığımız bir kaç can parçalık ömrümüz, herşey daha çok kazanmak, azı her zaman reddetmek içinmiş... Semaya arada bir açtığımız avuçlarımız ise,daha çoğunu istemek için.
Çalış, hep çalış,daha çok çalış. Durma! Çalış. Dinlenirken bile,çalışmayı düşün. Düşünmeyi zaten bilmiyorsun. Ne için çalışıyorsun? Şerefin için mi? Haysiyet? Ailen? Daha çoğu için...
Bulanık zihinlerimizle,üşüyen çocuklara inat akıntıya bırakalım kendimizi... Yada birileri artık şu çocukları, fabrika duvarlarındaki tuğlalar gibi görmeyi bıraksın! Neyse biz kendimizi akıntıya bırakalım...