hayatın metaforu
Koşuşturmacalar arasından sıyrılsın iki kalem yazı arasında da olsa zihinlerimiz. Arınsın ki;açılsın bilincimiz. Doğanın o mükemmel senfonisi arasında tutunabildiğimiz üç-beş kuruş sayesinde varolduğumuz hissinden ancak o şekilde sıyrılabileceğiz çünkü. Buruk bir melodi ile kalbimize,ruhumuza tutunmaya çalışan görünmezlerin tırknaklarının aşağı doğru kayarken kanatmasındandır tarifsiz acılarımız. Gökyünün toprağa olan özlemini gözyaşlarıyla gidermesi kadar masumdur aşkın,özlemin,acının,mutluluğun,gururun,şahsiyetin tırnakları. Akıl ile yüreğin eşsiz oyunu; hayatın bireysel metaforu...
Bir iki tele dokunduğunda hıçkırabiliyor melodiler. Bilmediğim bir dilden anlatıyor kendini sıradanlıktan uzak,saf,mahur bir dille enstrüman. Dilini bilmediğimiz acısını hissettiğimiz ahenk ,harf harf değil;nota nota vuruyor erezyona uğramış ruhumuza.Benliğimize değip de geçen iki tını,iki tel nasıl olurda anlatabilir kendini. İki tel,akıl ve kalbin hamalı her insana nasıl olur da farklı şeyler hissettirir? Burada ters giden bir şeyler var,bize ters giden;bizden uzaklaşan... Bilemeyiz,düşünemeyiz,hissedemeyiz.
Bedenimiz volta atarken açık hava cezaevinde,gazetelerde,televizyonlarda pazarlanıyor köleleştirilmiş zihinlerimiz. Öyle ki artık ne bedenlerimiz ne de zihinlerimiz birileri jeton atmadan çalışmıyor. Herneyse saygılarımla, vesselâm.