Edebiyat
3 dakikalık okuma

Koza

Öyle ki; bütün o biyolojik süreçlerin sonrasında, ayakları ile toprağa basan bir insan canlanıyor hayalimde…

Hücrenin vücuda yoğruluşu ve vücudun ruh ile anlamlı kılınışındaki işlevsizliğimiz sonucu ayakta duruyor o kişi. Tutunacak yeri yok ve ayakları hayalime basıyor…Bakışlarına anlam yükleyebiliyorum. Surat ifadesi de makul. Fakat bütüne anlam yüklemek çok zor. Onun orada olması yada bedenini bir parça etten farklı kılmak…Hayalimin bana sorgusuz teslimiyetini kullanıyorum ve ilk adımını atıyor beden. Diğeri ve diğeri derken ilerliyor hayalimde.

Katetmesini istediğim sürecin sonunda bir dünya ve ona arkadaş olacak başka bedenleri haberi olmadan bıraktım. Adımlarını seyrediyorum…Katettiği mesafeler arttıkça adapte oluyor beden. Süreç onu anlamlı kılıyor ve bilinçsiz ulaşıyor gerçeğine(!). Hiçlikten içeri adımını attığı ilk anda dokunuyor anlam. Varlığını zedeleyecek şeylerin hayali siluetlerinden kaçınıyor. Ardında biraz hiçlik biraz da yaşam bırakarak devam ediyor sonsuz çizgisinde beden ve yabancısı olduğu bir başkasına dokunuyor…

Bulduğu her şeye mükemmel şekilde adapte oluyor. Kıvrımlanan hayalime sarılıyor beden. Hayalim için varlığı o kadar önemli bir hale geliyor ki, sarılmış cismini koparsam eksik kalacağım. Bir nefeslik bedeni hayalimden almak zor geliyor. Bir daha tenezzül etmemek üzre mânayı akışına bırakıp, seyrediyorum…Başlangıcı olan hiçi unutup, başka bedenlerle karışmış hayale bedenim. Bıraktıklarımdan fazlası ile şekillenmiş hayal bir paragraflık sürede.

Bedenlerle dolmuş sınırlı dünyası. Çok zaman geçmiş. Hayale kenetlenmiş bedenler gözümü ayırdığım bir paragrafta. Hayret ediyorum… Hayali akışına bıraktığım kısacık zamanda asırlar şekillenmiş.İlk adımıyla, devrilen yüzyıllar arasındaki dilim bir çırpıda resmoluyor zihnimde. Yüzyıllarını sindiriyorum birkaç satırda hayalimin. Gözlerimi asırlara dikiyorum…Bir kaç satır gerisini arzu ediyor adeta yüreğim. Önce yüreğime sonra parmaklarıma tutunuyor bütün canlılığı ile hayal.

Direnemiyor, dokunamıyorum çivisi çıkmış hayalime…Sabun köpüğü misali dünyalarında, her bir beden bulduklarının gururu ile katetmeye başlamış mesafelerini. Hiçin eşiğindeki o ilkel masumiyet, yerini kibre bırakmış. İçlerinden bir kaç beden süreçte bir gariplik olduğunu farkedebiliyor ve bende onları… Diğerleri o kadar bir birine karışmış ki… Suni bedenlerini bir arada değerlendirmek benim için çokta vicdansızca olmayacaktır.

Diğerlerini bir, birkaç bedeni ayrı seyrediyorum…Hayalden taşıp, kibri soyunduktan sonra çekiyorlar dikkatimi. Gerçeğin(!) çıkışında, hiçte bekliyor bedenlerini acıtan sonsuzluğun ilacı. Diğerleri ise kitle halinde tutunmuşlar hayale; farklı farklı yerlerinde debelenip duruyorlar anlamsız bir gayret ile. Onlara iyi gelecek tek şey hayali satırlar arasında eriyip gitmek olacaktır. Onları o aşamaya getiren satırları silmemek adına, bakışlarımı diğerlerinden ayrı tuttuğum birkaç bedene çeviriyorum…

Hiçken, masumiyet olmuş bedenler… Onları o zamana getiren her şey ile duruyorlar ayakta. Varlıklarını borçlu oldukları değerler ve bastıkları toprağa aidiyet hisleri var. Bedenlerini dolduran sonsuzluk ile ürpermişler. Bakışları uzaklara dokunuyor ve sessizler. Süreçlerinin şimdiki zamanına sürüklenişlerinin sorgusu ile taşıyorlar zihnimden. Kendimi bıraktım, hayalimi yazıyorum…   Kendilerinden eksilttikleri her zerre ile örüyorlar etraflarına hiçliği.

Diğerleri umursamıyor bir avuç hiçi. Eksilmeye doğru ilerleyen beden, boşalmaya yüz tutmuş yerini doldurmaya hazır aciz bedenleri fark ediyor. Kıyamıyor gerçeğine(!) ve biraz çözülüyor hiçlik ipi. En sonunda dağılıyor kozası ve kitleye karışıyor beden. Diğerleri o kadar kuvvetli yaşıyorlar ki bu güç kozaları bir bir dağıtıyor. Hiçlik ipine değmek bile yetiyor bir çoğuna. Dağılmış kozalar arkalarında diğerlerine karışıyor hiçe nankör gerçeği(!

) yaşayan bedenleri. Tek bir beden kalıyor en sonunda etrafı hiçlik ipi ile çevrili. Artık diğerlerini umursamıyorum…İlk adımını bildiğim bedeni seçiyorum bir an. Asırları devirmiş. Fikirden yoğrulmuş bedeninde, masumiyeti kirlenmiş. Birkaç satırlık hafızası dolu. Süreci unutmuş ve ancak bir gariplik olduğunu sezebiliyor. Her şeye rağmen kalan  tek kozanın maliki. Hiçliğe sarılmış tir tir titriyor…İçimde biraz hüzün var.

Birazın acısı kulaklarıma vuruyor. Sigara yakıyorum. Bir paragraflık süre kazanmaya çalışıyorum. Diğerleri gitsin, yalnızca o kalsın diye. Hayal etmeye çalışıyorum. Zihnim giriyor araya. Algım değişiyor. Gerçeğimde(!) kayboluyorum. Bedenim adapte olamıyor. Ruhum kopacak gibi gümüş bağından. Döngüsünde kaybolduğum bir hayalim. Hayalimde bulduğum bir gerçek var. Kozada mıyım, diğerleri miyim bilmiyorum… Bakışlarım korkarak dokunuyor son bir kez hayale.

Hayalim teslimiyetinden kurtulmuş. Yada ben hakimiyetimi kaybettim bilmiyorum. Bakışlarım bedene değil birine dokuyor. Ortada ne bir yaşanmışlık; ne de bir süreç kalmış. Nefessiz kaldığı kozanın izi bile yok. Bedelini bedeni ile ödemiş. Bakışlarımın dokunduğu yerde duruyor. Tüylerim diken diken oluyor Mânasını sezince zihnim.  Gözlerine bakmaya bile cesaret edemiyorum. Hiçlik mertebesinden, benim gerçeğime dokunuyor.

Yeteri kadar zaman vermişim demek…Onu bu zamana kadar getiren süreci bir kaç satırda sindiremiyorum. İdrak edemiyorum baştan sona gerçekleşenleri. Sınırlı zihnim doluyor. Hayale soruyorum. Hiçliği anlat diyorum. Birkaç paragrafta asırları kaybettim; ne olur anlat! Satır satır canlanıyor zihnimde hayal.Öyle ki; bütün o biyolojik süreçlerin sonrasında, ayakları ile toprağa basan bir insan canlanıyor hayalimde…

Punto: orta