Ses
Çoğu sesi kıstım.
Bir kaç titreşim ve yüreğimin sesi kalana kadar bütün sesleri erittim kulağımda. Önce kalbimin ritmik sesleri kayboldu. Sonrasında ise yaşadığımın bilinci.Bütün meditasyon teknikleri ve astral zırvaların gerisinde, bilinçsiz bir teslimiyet ile iç sesimi dinliyorum...Kimliğimde yabancı bir ses!Kaynağı belirsiz!Hani ses boşlukta yayılmazdı?Bulunduğum yerde o mistik taneciklerin çarpabileceği duvarlar yok.Hiçteyim...
Dokunsalar uyanacak bir kıvamda, bütün sözlere kapalıyım.Sesimi uzaklara taşıyacak bir beden arıyorum. Sesim uzaklara dokunursa nereye uyanacağımı bilmiyorum...
Melankoli yok sesimde. Bulunduğum yer karanlık değil. Henüz anlamlı bir sözcüğe de ulaşamadım. Beni çok iyi tanıyor...
Ne ile duyup ne ile konuştuğumu bilmiyorum.Fiziksel olarak dalganıyor, biraz da korkuyorum.Satırlara tezahür eden yokluk, sesimin saklı kalması gereken savunması.
Ötesine seslenirken duyu organları işlevini yitiriyor.Ruhunla işitip, ruhun ile konuşuyorsun.Ötesinden şimdiye ulaşan her ses, her duygu, geçiş yaptığı bedenden sonra, şimdiye karışıyor.Yokluğun sınırı, beden ile başlayıp; şimdi de vuku buluyor...
Yokluk, gizliliği mutlak ruhani cevhere uygulanan basit bir ambargo.Şimdiye taşıdığın hiçbir şeyi yerinde bulamıyorsun.Şimdiye değdiği anda şimdinin rengine bürünüyor sanki şeffaf bedeni.Taşıdığın yere karışıyor, seçemiyorsun...
Bütün gerçeklik hiçte başlıyor.Bütün o tiyatral gerçeklik gözlerini açınca maddede son buluyor.Evrenin senin için dizayn edilmiş boyutunda ya hiçe yada maddeye uyanıyorsun...
Zerre kadar hiç evreni, evren ise maddeyi oluşturuyor.Hiç giz, evren ise gerçek olarak kalıyor.Terleyerek uyandığın bir rüyadan uyanır gibi, hiçe uyanmak dileği ile müziğin sesini biraz açıyorum.
Ritmik atışları ile kalbimin sesi ve gerçek(!)...